Erdoğan, Miting Fiyaskosunun Faturasını Kime Kesecek?

Yerel seçimlere üç hafta gibi bir zaman kala, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın katılımı ile düzenlenen AKP Malatya Mitingine katılımın, önceki seçim kampanyaları sırasındaki mitinglerle kıyaslanamayacak düzeyde düşük katılım olması, Malatya'nın kalesi olarak görülen Malatya'da rüzgârın ters yöne estiğine mi işaret ediyor?

GÜLER HAZAR DOĞAN

“Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), 23 yıllık tarihinde ve yerel seçimler bağlamında Malatya’da ilk defa kaybetmeye yakın bir görüntü sergiliyor” dediğimizde, aslında şaşırtıcı bir cümle kurmuş olmuyoruz.

Şaşırtıcı olan, AKP’nin Malatya’daki il yöneticilerinden tutun, milletvekillerine ve hatta belediye başkan adaylarına kadar hemen herkesin, 31 Mart’ta kaybetme konusunda bir hayli hevesli bir psikoloji içinde olmasıdır.

Öyle bir heves ki, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 23 yıl boyunca, yaklaşık 20 mitingde 120 bin ile 70 bin arasında değişen büyüklükte coşkulu kitlelere hitap ettiği dünkü Malatya Mitingi alanında yaşanan fiyaskonun adım adım geldiğine yönelik işaretler günler öncesinde kendisini göstermiş olmasına karşın, hiç kimsenin konfor alanından çıkmayıp, sadece miting saatini beklemesi, kaybetme hevesinin ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor.

Bu hevesin doğal sonucu olarak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, her açıdan kritik bir seçime bir aydan daha az kala geldiği Malatya’da, bir zamanlar on binlere hitap ettiği meydanda, sadece ama sadece 5 ila 7 bin arasında bir sayıya karşılık gelebilecek bir kalabalığa hitap etmek zorunda bırakıldı.

Öyle ki saat 12.30’da başlaması gereken mitingin, başlama saatinde meydanın adeta sıfır çekmesi üzerine, miting saat 15.35’de başlatılmış olmasına karşın, taşıma yöntemiyle farklı yer ve mekânlardan toparlanıp getirilen taşıma gruplarla, zar –zor 5 ila 7 bin arasındaki bir sayıya ulaşılabildi.

Peki bu kaybetme hevesinin kökeninde ne var?

Bunu çözümlemek için, söz ettiğimiz ‘kaybetme hevesi’nin saf bir kaybetme hevesi olmadığını vurgulamak gerekir.

Çünkü hiç kimse şayet ‘şike’ yoksa bilerek ve isteyerek kaybetmek, yenilmek üzere sahaya çıkmaz.

AKP Malatya il yönetiminden başlayarak, milletvekillerine ve Malatya Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Sami Er, Battalgazi Belediye Başkan Adayı Bayram Taşkın ve Yeşilyurt Belediye Başkan Adayı İlhan Geçit’e uzanan ‘kaybetme hevesi’nin kökeninde yatan asıl dürtü, tüm bu isimlerin, Malatya seçmenine yönelik,  “Bize mecbursunuz” gibi hastalıklı bir düşünceyi seslendirip, “Kaybetmek mi, o da ne?” sorusunu sorma gafletinde bulunmaları yatıyor.

Kaybetme ya da yenilmek akıllarının ucundan bile geçmiyor ama tam da bu nedenle kaybetmeleri de sürpriz olmayacak.

Çünkü kitleler, ne kadar çok severse sevsin; bir an gelir, politik dayatma ve üstenci tavırları mahkum etmek için, hiç beklenmedik siyasi refleksler gösterebilir.

Özellikle, Malatya Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Sami Er, Battalgazi Belediye Başkan Adayı Bayram Taşkın ve Yeşilyurt Belediye Başkan Adayı İlhan Geçit’in, henüz seçilmeden ve gelinen aşamada, seçimlerin her türlü sürprize açık olmasına karşın, birer kibir abidelerine dönüşüp, hemen her toplantıda,, “bize oy vermezseniz hizmet gelmez, bu nedenle bize mecbursunuz” gibi, köhnemiş bir düşünceyle halkı tehdit etmesi, Malatya’nın AKP’den uzaklaşmasına hizmet etti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, her fırsatta atadığı bürokrat ya da çeşitli görevlere getirdiği siyasilere, kibirden uzak durmalarını ve halkla hemhal olmaları için talimat veriyor ama anlaşılan şu ki, Erdoğan talimat veriyor ama karşısındaki muhatap bunu içselleştirecek bir kumaşa sahip değil.

Büyükşehir ve Merkez İlçe Adayları Sinerji Yaratamadı ve Tehdit Diline Sarıldı

Sami Er örneğin;  

Erdoğan’ın büyük önem verdiği mitinginden bir gün önce, “Benim kaybetme ihtimalim milyonda bir bile değil” şeklindeki açıklaması ile sosyal medyayı ayağa kaldırırken, bu cümlenin yayılması, Malatya halkı arasında bir anda viral karakter kazandı ve Sami Er’in seçimlere girmeden kazandığını ilan etmesi büyük öfke yarattı.

Seçmen iradesine adeta üçüncü sınıf figüran rolü yükleyen Sami Er, “Ola ki kaybederseniz, seçimlerden sonra ne yapmayı planlıyorsunuz?” sorusuna, tepeden bakan, alaycı bir gülmeden sonra verdiği “Benim kaybetme ihtimalim milyonda bir bile değil” şeklindeki cevap ile siyasetçilerin güç zehirlenmesine uğradıklarında, halktan ve mantıktan ne kadar hızlı koptuğunu gösterdi.

Belki de daha vahimi şu:

Sami Er, bıkmaz usanmaz bir tavırla defalarca şunu tekrar ediyor: Ben aday adayı bile olmadım; beni Cumhurbaşkanı seçti ve Malatya’ya gönderdi.

Selahattin Gürkan tarzı nedeniyle, Malatya için çok tanıdık olan şu söylemi seslendiriyor aslında Sami Er: Ben sizin için seçilmiş bir lütufum, değerimi bilin…

Diğer yandan Sami Er, 18 Ocak’tan bu yana sürdürdüğü seçim kampanyasını son derece kötü yönetti.

Bir defa Malatya halkına sahici bir umut veremedi,

Depremde yok olmayla karşı karşıya kalmış Malatya’nın sorunlarının çözümünü; TOKİ’deki, Emlak Konut’taki üç-beş arkadaşının varlığına bağlayarak, aslında, bu arkadaşlarının görevden alınması halinde, eli kolu bağlı bir belediye başkanına dönüşeceği mesajını vermiş olduğunun farkına bile varamadı.

Bütün marifetinin, üç-beş arkadaşına bağlı ve bağımlı olduğunu tekrar etti durdu.

Yaklaşık 45 günden bu yana onlarca toplantı yapan Sami Er, tek projesinin “Deprem konutlarının teslim edilmesi” olduğunu yüzlerce defa seslendirdi. Bu aslında, Sami Er’in “Benim Malatya için herhangi bir projem yok” demesi anlamına geliyordu.

Halk bu mesajı anlıyordu ama mesajı veren mesajının içeriğinin farkında değildi.

Çünkü, deprem konutları projesi, merkezi yönetimin, yani hükümetin projesiydi; depremden hemen sonra başlamıştı, er ya da geç bitecekti ve halk şunu çok iyi biliyordu ki deprem konutları ile Malatya Büyükşehir Belediyesi’nin ilişkisi içme suyu ve kanalizasyon işlerini bile kapsamıyordu. Neden? Çünkü bu işler bile Belediye ile değil, DSİ projeleri ve kaynaklarıyla yönetiliyordu.

Tüm bu sıraladıklarımızın, Sami Er’in Malatya’ya geldiği günkü kredibilitesinin hızla irtifa kaybetmesine neden olması, onu bir umut olmaktan çıkarınca, vatandaş, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mitingine olan ilgisini de kaybetti.

Erdoğan gibi bir liderin katıldığı mitingi, AKP açısından hayal kırıklığına dönüştürme sürecinin mimarlarından bir başkası ise  Battalgazi Belediye Başkan Adayı Bayram Taşkın’dır.

Bayram Taşkın da özellikle TV programlarında, soru soramayan ‘gazeteciler’in karşısında seçim sandığına ihtiyaç duymadan kendini ekranlarda başkan olarak konumlandırdı.

Bununla kalsa, HAS Parti’de Malatya Merkez İlçe Başkanı iken AKP’yi yerden yere vuran, şimdilerde AKP’den büyük bir pozisyon yakalamış olmanın çocuksu coşkusuyla, ‘kendini şimdiden ve acilen başkan ilan etmek gibi tavırlar takınıyor’ der, geçerdik.

Ama öyle değil.

Bayram Taşkın, TV ekranlarında, Battalgazi sınırları içinde olan ve AKP’nin oy depoları niteliğindeki 21 mahallesini Rezerv Alan ilan edildiğini, bununla da yetinmeyerek, çok daha fazla mahalleyi Rezerv Alan’a dahil edip, bu mahallelerdeki on binlerce sağlam konut ve iş yerlerini yıkacaklarını söyledi.

Bunun için ilk olarak ikna yöntemini kullanacaklarını, ikna olmayanları ise teknik boyutuyla yani, önce göstermelik bir karot örneği alıp, daha sonra bu karot örneğiyle düzenlenecek raporla gerekirse zorla yıktıracakları mesajını açık biçimde veren Bayram Taşkın, tepeden inmeci bir üslup ile depremden çıkmış şehrin, ayakta kalmış binalarına karşı girişilmesi muhtemel rant temelli projelerin işaretini veriyordu sanki…  

Bayram Taşkın’ın, ‘Rezerv Alan Tehdidi’  etiketiyle ele alınabilecek bu yaklaşımı, AKP’nin yoksul, alt gelir grubuna mensup oy depolarında büyük bir korku ve endişe yarattı.

Bu korku, AKP’li seçmenin önemli bir bölümünü, Rezerv Alan uygulamasının barındırdığı belirsizlik ve konut dokunulmazlığı güvencesini tehdit eden gerçeklerini ilk defa Malatya kamuoyuna duyuran Yeniden Refah Partisi Malatya Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Bilal Yıldırım’a, bir kısmını ise CHP’ye yöneltti.

Erdoğan mitinglerinin en coşkulu katılımcıları olan bu mahallelerin insanları da Rezerv Alan yıkımı ile AKP’den soğutulunca, Erdoğan onbinlere hitap ettiği meydanda, 5-7 bin kişiyle yetinmek zorunda kaldı.

İlhan Geçit apayrı bir fasıl.

Gittiği her yerde tehdit dilini kullandı.

Bana oy vermezseniz Yeşilyurt’a hizmet gelmez diyerek kendini “Kurtarıcı” ilan etti.

“Kurtarıcı”, 6 Şubat depremlerinden sonra Malatya’yı terk ederek İstanbul’a kapağı atmış ve kendini kurtarmakla başladığı süreçte, kurtarıcı rolünü ‘başarıyla’ oynamaya başlamıştı. Ancak, vatandaşa karşı kullanılan tehdit dili işte o eski zamanlarda onbinlerin yığıldığı meydanın hani neredeyse sıfır çekmesine önemli ‘katkı’ sağladı.

Üstelik, İlhan Geçit’in mahalle toplantılarında vatandaşların AKP adaylarına tepkisini dile getirmesi üzerine, “Yerel seçimlerde değil, 4 yıl sonraki seçimlerde hesap sorun” minvalindeki konuşmasıyla kendini AKP’den ayrıştıran bir dil de kullanarak, “Aslında ben bu partiyle aidiyet duygusu içinde değilim değilim ama şartlar böyle gerektiriyor” alt metinli mesajını da aktarmaktan sakınca görmeyince, yıllarını AKP için harcayan seçmenin, muhalefete yönelmesine güçlü bir destek sağladı.

Seçim kampanyasının AKP aleyhindeki rüzgârının değiştirilmesi için yeterli zaman var. Fakat özellikle Sami Er, Bayram Taşkın ve İlhan Geçit’in, halka tepeden bakan ve sopa gösteren anlayışlarını derhal terketmeleri ve kendilerinin de 8 milyar insan gibi ölümlü birer fani olduklarının farkına varmaları gerekiyor.

Bu isimlerin, kibir ve tehdit dili nedeniyle, insanlar derin ekonomk krizin de etkisiyle AKP ile aralarına son birkaç ayda ciddi bir mesafe ve soğukluk yerleşitrdi.

AKP’nin Malatya İl Yönetimi, Milletvekilleri, Belediye Başkan Adayları, üzerinden henüz bir yıl bile geçmeyen Cumhurbaşkanlığı seçiminde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a % 70 gibi rekor düzeyde destek veren Malatya’da, zor olanı başardılar; halkı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Malatya’ya gelişini bile “umursamaz” bir pozisyona savurdular.

AKP Malatya İl Teşkilatı darmadağın ve içten kavgalı bir tabloyla anılıyor.

Belediye Başkan Adayları, seçilmeden birer krallık alanı ilan etti; Selahattin Gürkan’ın şahsında ete kemiğe bürünen ‘kibir’ duygusuna hızla yenik düşerek, birer yeni model Selahattin Gürkan tarzı politikacı kimliği edindi.

Milletvekillerinin 31 Mart seçimleri umurlarında bile değil, nasıl olsa 4 yıl daha Meclis’te olacak kendileri.

Misal, Abdurrahman Babacan: Başkan adayları açıklandıktan sonra ilk defa Malatya’ya geldi; o da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Malatya’da olmasının zoruyla.

Peki, Abdurrahman Babacan Malatya’ya geldi de ne yaptı dersiniz?

Yıkılmış bir şehrin üzerinde, İnönü Üniversitesi Rektör Yardımcısı Abdulkadir Baharçiçek, eskinin Malatya Belediyesi Otobüs İşletmesi Müdürü, şimdinin İİBF Dekanı Gökhan Tuncel ile bol kahkahalı muhabbetlerini harlayan faaliyetler yürüttü.

 

Selahattin Gürkan’a dair de iki cümle:

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 12.30’daki mitingine karşılık, aynı saatte Dünya Kayısı Ticaret Merkezi için ikinci bir açılış töreni tertipledi ve belediye çalışanlarından yaklaşık 1000 – 1200 kişi açılışın yapılacağı alana yığdırdı.

 Tertibe göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan gelecek ve kendi adının verildiği Kayısı Ticaret Merkezi’nin açılış kurdelasını kesecekti ama olmadı.

Erdoğan, Ankara’da, Malatya’daki meydanın dolup dolmadığına dair dakika dakika rapor alıyordu ve Ankara’dan çıkış saatinin de ona göre ayarlanması talimatını veriyordu.

Nihayetinde, Cumhurbaşkanı Erdoğan, 12.30’da başlayacağı açıklanan mitingde, 15.35’de kürsüye çıkabildi.

Selahattin Gürkan’ın Kayısı Ticaret Merkezi önüne topladığı 1000 – 1200 kişi, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile buluşamadı ama en azından Gürkan’ın muradına ermesini de sağlamış oldu.

31 Mart’ta AKP’nin Büyükşehir, Battalgazi ve Yeşilyurt adayları seçimi kazanabilir; ya da kaybedebilir.

Dünkü miting manzarasına karşın bile kazanmaları asla sürpriz olmayacaktır. Mitingler, tek ölçü değil çünkü.

Tabii bu kazanmada, adayların özgül ağırlığının sıfır olduğu, tüm oyların Cumhurbaşakanı Recep Tayyip Erdoğan için verildiği de tartışmasız bir gerçektir.

Sonuç olarak;

Cumhurbaşkanı Erdoğan, görev verdiği tüm adaylara ya da atadığı bürokratlara, her fırsatta, “Halka efendilik taslamayın, halkın dertleriyle dertlenin, halkın hüznü ile hüzünlenin, sevinciyle sevinin; halkın hizmetkârı olun ve asla ondan kopmayın” minvalinde talimat verdiğini bilmeyen yoktur.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın halk nezdindeki güçlü liderliğinin temelinde, halkla kurduğu güçlü iletişimden kaynaklanmasına rağmen, bu talimatların Malatya’da AKP’li adaylar ve diğer siyasiler tarafından hiçbir düzeyde dikkate alınmaması da, dünkü miting manzarasının oluşmasının güçlü bir boyutunu oluşturuyor.

İşte bu nedenle; yukarıda sıraladığımız ve AKP’li adaylar seçimleri kazansa bile gerçekliği tartışmasız olan hususlar nedeniyle, kimilerinin bir dizi siyasi bedel ödeyeceğini bilmek için derin siyaset bilgisine ihtiyaç yoktur.

Şimdi gündemdeki soru şu: Erdoğan miting fiyaskosunun faturasını kime kesecek?

Bu sorunun cevabı için, seçime 2 ay gibi daha rahat yönetilebilir bir süre kalsaydı, seçim sonrasını bile beklemeden alabilirdik ama son derece kritik viraja girildiği bu aşamada, cevabı seçimden sonra öğreneceğiz.

?

07 Mar 2024 - 13:41 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Malatya Star Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Malatya Star Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Malatya Star Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Malatya Star Haber değil haberi geçen ajanstır.